Table Of ContentKaraçay-Malkar
Türkçesinden
Türkiye Türkçesine
Açıklamalı
Büyük Sözlük
Hazırlayan:Yılmaz Nevruz
1991
1
Eseri Takdim
Kafkasya konusuyla ilgilenmeye başladığımdan beri zaman zaman
Karaçay-Malkar Türkçesinden Türkiye Türkçesine ihatalı bir sözlük
hazırlamayı tasarlamıştım. Ama çeşitli sebeplerle bu arzumu 1980-li
yıllara kadar bilfiil gerçekleştiremedim. 1981 yılında ki o sırada
Almanya'da bulunuyordum, birden bire içimde bir heves ve çalışma
azmi uyandı ve Karaçay-Malkarca kelimeleri büyük boyutlu bir deftere
"kaba alfabetik sırayla" kaydetmeye başladım. Umduğumdan daha
kısa bir zamanda binlerce kelime topladım. Çocukluğum ve gençlik
yıllarım mütecanis bir Karaçay köyünde geçtiği ve o yıllarda
Kafkasya'dan gelen büyüklerimizin pek çoğu hayatta olduğu için
anadilimi hakkıyla öğrendiğimi söyleyebilirim. Bu birikimim işimi çok
kolaylaştırmıştı. Aile büyüklerimin ve köyümüzde yaşayan birçok yaşlı
insanların o su katılmak saf karaçayca konuşmaları halâ kulaklarımda
çınlamaktadır. Onların selamlaşmaları, hal hatır sormaları, sohbetleri,
tartışmaları, çalışmaları ve diğer faaliyetleri sırasında kullandıkları
sözler hafızama iyice yerleşmiş bulunmaktadır. Zaten Türkiye
Türkçesini ilk okula başladıktan sonra mektepte öğrenmiştim.
Bu arada az da olsa yazılı kaynaklardan da yararlanma fırsatı buldum.
Zaman zaman yazılarımda sözünü ettiğim ve Türk Kültürü dergisinde
tanıtımını yaptığım halkın "Hak Ta'la" olarak isimlendirdiği, karaçayca
dinî manzumeleri bir araya getiren ve Arab hafleriyle kaleme alınmış
"elyazma" almanaktan ziyadesiyle yararlandım. Aynı şekilde, babamın
biricik kızkardeşi Zalihat Halam'ın eşi alim, fazıl ve gayretli bir insan
olan Şuayip Esen Efendi'nin (Semenlanı Ahiyanı Caşı Şoğayıp Efendi)
o güzel hatıyla kaleme aldığı kendi telifi "Karaçay Til Bıla Kur'an
Kerim Tecvid" eseri ile halkın hafızasında yaşayan "Karaçay Movlud"u
(Karaçayça Mevlid'i) bilenlerden derleyerek yazıya geçirdiği elyazma
metinden de temel kaynaklar olarak faydalandım. Her iki eser de
Arab harfleriyle yazılmış olup elyazması idiler [1]. Yine merhum
Şuayip Efendi, hatırladıkça kayda geçirdiği arkaik karaçayca
kelimeleri, keza karaçay-malkarca yıl, ay ve gün adlarını, kumaç
isimlerini, hastalık isimlerini, çok eski atasözleri ve deyimleri ihtiva
2
eden bir defterini yararlanmam için bana vermişti. Bunların
tamamından yararlandım.
1990 yılından önce elde edebildiğim karaçay-malkarca yazılıp basılmış
mahdut sayıdaki kitaplardan da yararlandığımı belirtmeliyim: Kara
Kübür (Appalanı Hasan), Karaçay Poezyanı Antologiyası, Karaçay
Halk Cırla. Bütün bunlardan sonra en önemli sayılabilecek bir
kaynağa 1990 yılında ulaştım: "Karaçay-Malkar-Orus Sözlük"
(Karaçay-Malkar-Rus Sözlük). Büyük boy 630 sahifeden oluşan bu
kapsamlı sözlüğü baştan aşağı tetkik ettim. Rusça karşılıklarını Rusça-
Türkçe sözlükten faydalanarak inceledim ve kendi bildiklerimle
karşılaştırdım. Birçok kelimeye yanlış anlam verildiği dikkat çekiyor.
Ama genelde faydalı bir çalışma olarak kabul edebiliriz. Ben de sözü
geçen sözlükten geniş ölçüde yararlandım. Bu çalışma, en azından
benim bildiğim kelime anlamlarını sözlükte verilen anlamlarla
karşılaştırıp doğruyu bulmama yardımcı oldu.
Aslında sözlük hazırlama çalışmamı 1980-li yılların ilk yarısında
tamamlamıştım. Sıra "alfabetik sıraya koyma" işine gelince çok
zorlandım. Sadece A ve B harfiyle başlayan kelimeleri sıraya koymak
bile uzun zamanımı aldı. Sözlük işi daha başka çalışmalarımı, özellikle
de "Umumİ Kafkas Tarihine Giriş" isimli temel çalışmamı aksatacağı
için, hazırladığım metni daktilo edip alfabetik sıraya konulmamış bir
halde beklemeye aldım ve ağırlığı anılan çalışmama verdim. Bu arada
bilgisayar kullanmayı öğrendim (1999-2000). Bilgisayarın akıl almaz
marifetlerine güvenerek sözlük işimi tekrar canlandırdım. Daha önce
daktilo ile yazılmış olan kelimeleri ve türkçe anlamlarını ve
açıklamaları bilgisayara yükledim. Sonra da birkaç dakika içerisinde
karaçay-malkarca kelimeleri alfabetik sıraya koydum. Böylece burada
görmekte olduğunuz metin ortaya çıktı.
Sözlük hazırlama işi aslında lengvistlerin işidir. Ben bir lengvist
değilim ve sözlük yazma kurallarına hafiyyen uyarak bu sözlüğü
hazırladığımı söylemem de mümkün değildir. Esasen yayımlamayı da
düşünmüyorumdum. Amacım kelimeleri toplayıp türkçe karşılıklarını
vermekti, ben de onu yaptım. Diyasporada bu işi yapacak bilgiye
sahip ve yeterince Karaçay-Balkarca ile Türkiye türkçesini iyi bilen
kişiler varsa da benim onlarla şimdiye kadar bir temasım olmadı, bu
konuda herhangi bir çalışmaları olup olmadığını da bilmiyorum. Ancak
benim bu sözlüğü hazırlamamdan yıllar sonra değerli bilimadam Dr.
3
Ufuk Tavkul "Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü" isimli çalışmasını TDK
aracılığıyla yayımlattı (2000). Sözlük yararlı bir çalışma olmakla
beraber kelimelerin cümlelerde kullanılması oldukça kısa tutulmuş.
Onun bu eksiğini bizim çalışmamız tamamlayacaktır. Öteyandan,
kelimelere anlam verme yönünden aramızdaki farklılıklar okuyucuların
ve araştırmacıların dikkatini çekecektir. Ama bunun bir sakıncası
yoktur. Böylece mukayese yoluyla doğru manâya ulaşma imkânı
doğacaktır.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi hazırladığım sözlüğü kitap halinde
yayımlamayı düşünmediğim için tek nüsha halinde arşivime
koymuştum. Günün birinde web-sitesi tesis edince, çalışmamın hiç
olmazsa on-line ortamda bilinmesini arzu ettim ve şahsî web siteme
koydum. İlgilenenlerin faydalanacağını umuyorum. Belki de ileride
(sözlük hazırlama tekniği ve metodu yönünden) gözden geçirilerek
kitap halinde yayımlanması da mümkün olabilir. Bu çalışmaya 1981
yılında başlamıştım, 1991 yılında yazım işlemini tamamladım.
Yılmaz Nevruz
* ************************
4
A Abadanırak büyükçe, irice,
A 1. Harf, sesli harf. 2. İse. men yüksekçe. ~ söleş: yüksek sesle
keleme, sen a ketese: ben konuş, ~ın ber: iricesini ver, meni
geliyorum, sen ise gidiyorsun, biz caşım anıkından ~dı: benim oğlum
unadık ol a unamadı: biz kabul onunkinden büyükçedir.
ettik, o ise kabul etmedi. 3. hitap Abadanlık büyüklük, irilik,
şekli. a kız: a kız, a marca: ha yükseklik. ~ıŋı körgüzt:
gayret, a kün! sen nek küçlüse: ey büyüklüğünü göster.
güneş! sen neden güçlüsün. a caş: Abaza Abaza. ~ça: abazaca, ~ til:
ey oğul. 4. nida, hayret anlamına. abaza dili, ~lı: Abaza.
a aŋıladım: ay anladım, a Abazakoyan (bot) kuzukulağı.
senmise? ay sen misin? a alay Abdez abdest. ~ almak: abdest
deseŋe! ay öyle desene! a almak, ~ buzmak: abdest bozmak,
keldiŋmi? ay, geldin mi? 5. şartlı ~ suv: abdest suyu.
emri pekiştirmek için. okusaŋa! Abdezli abdestli.
okusana! berseŋa! Versene! Abdezli-namazlı abdestli namazlı.
çabsaŋa! koşsana. Abdezsiz abdestsiz.
Aba 1. Dairevi, kavisli (ender Abezek kol kol üstüne konularak
kullanılır). ~ sakal: çevre sakallı. 2. grup halinde oynanan bir Karaç-
Kürk üzerine kaplanan kalın Malk. halk oyunu. ~ge bardırmak:
kumaş. ~ ton: aba kürklü, ~ abezek oynatmak; fır döndürmek
çepken: aba cepkenli, ~la cabhan (mec.).
ala kiyiz: abalarla örtülmüş ala Abhaz abaza. ~lı: abaza, ~ça:
keçe, (bilmece) bulutlar, gök ve abazaca.
yıldızlar. Abhazia Abaza ülkesi, Abhazya.
Abacırık örtüsü açılmış, biçilmiş, Abıçar subay, zabit; Rus subayı.
çıplak. ~ cer: çıplak yer. Abıçarlık subaylık. ~ğa okuydu:
Abacırıklık çıplaklık, örtüsüzlük. subay olmak için okuyor.
Abaçı öcü, gulyabani. Abına-sürüne sürçe-sürüne. ~ ~
Abadan büyük, iri, yüksek. ~ caş: barabız: sürçe-sürüne gidiyoruz.
büyük oğul, ~ sabiyle: büyük Abınçak sürçücü, tökezleyici,
çocuklar, ~ terek: iri ağaç, ~ beceriksiz. ~ at: sürçüp duran at.
bolmak: büyük olmak, sabiyle ~ Abındırıv sürçdürme, tökezletme.
bolğunçu: çocuklar büyüyünceye Abındırmak sürçdürmek,
kadar, ~ ayt: yüksek sesle söyle, ~ tökezletmek.
tavuş: yüksek ses. Abınışa turmak sürçüşüp durmak,
Abadan-abadan büyük büyük, iri tökezleyip durmak,
iri. ~ ~ tuvra: büyük büyük kes, toparlanamamak.
kozulanı ~ ~ın sayladı: kuzuların Abınışıv sürçüşme.
büyük büyüklerini seçti. Abınışmak sürçüşmek.
5
Abınıv sürçme, tökezleme. Abreklik mücahitlik, maceracılık.
Abınıvçu bk. abınıvuk. Acal ecel. ~ı cetmak: eceli gelmek,
Abınıvuk sürçücü, ayağı sürçen, eceli yetmek, kayrı ~ğa barasa?
tökezleyici, paçalı tavuk. hangi belaya gidiyorsun? terk ~:
Abınmak sürçmek, tökezlemek. ani gelen ecel, ilinmek ~: tabii
Abıray otorite, hükmetme. ecel, ~ bıla cazıvğa amal cokdu:
Abızırağan yorulan, takatten ecel ile yazgıya çare yok, ~ cetse
düşen. bolcal cok: ecel gelse mühlet yok
Abızıramak yorulmak, takatsız (d), ~ cetse caŋızsa deb koymaz:
kalmak, diz bağları çözülmek. ecel gelse yalnızsın diye bırakmaz
Abızırap kalmak bitap düşmek, (d), ~ sorub kelmez: ecel sorup
bitip tükenmek, yorgun düşmek. gelmez (d).
Abızıratıv yorma, bitap düşürme. Acallı ecelli, ölümüne giden, bastığı
Abızıratıvçu yorucu, bitap yeri görmeyen. ~ börü: (d) eceline
düşürücü. koşan kurt, dikkatsiz hareket eden,
Abızıratmak yormak, takatten dikkatsizce kendini tehlikeye atan.
düşürmek. Acallık eceline susamış. kayrı
Abızırav yorulma, bitkin düşme. barasa ~! nereye gidiyorsun
Abil 1’den 10’a kadar saymayı eceline susamış (adam)!
öğretmek için düzenlenen halk Acallılık ecellilik, fânilik.
tekerlemesinde geçen pek anlamı Acalsız ecelsiz. ~ ölüm: ecelsiz
olmayan kelime. birden bilev, ölüm, oyumsuz cürügen ~ ölür:
ekiden ekev, üçden üçkül, törtden dikkatsiz yürüyen ecelsiz ölür
töŋek, beşden beşik, altıdan aşık, (a.s.).
cetiden kaşık, segizden senek, Acalsızlık ecelsizlik, ebedilik.
toğuzdan tokmak, ondan oymak, ~ Acar Batum civarında yaşayan bir
bilim, çıksın tiliŋ: birden bileği, müslüman Gürcü kabilesinin adı,
ikiden ikili, üçden üçgen, dörtten Acar.
kütük (gövde), beşden beşik, Acarça acarca.
altıdan aşık, yediden kaşık, Acarlı acar halkına mensup, acaralı.
sekizden senek (dirgen), dokuzdan Acaşdırğan kaybeden.
tokmak (balyoz), ondan oymak, Acaşdırıv kaybetme, gözden
abil bilim, çıksın dilin. kaçırma.
Abrek 1. Sömürgeci düşmanla Acaşdırmak kaybetmek, gözden
savaşmak için dağa çıkan yiğit, kaçırmak.
mücahit. 2. Evini memleketini Acaşğan kaybolan, yolunu şaşıran.
terkeden kişi. 3. Serüven arayan, Acaşıv kaybolma, yolunu şaşırma.
maceraperest. ~ bolmak: evinden, Acaşıvçu kaybolucu, şaşkın.
yurdundan ayrılmak. ~ iymek: evi Acaşmak kaybolmak, yolunu
terkettirmek, ~ ketmek: evini şaşırmak, yolunu kaybetmek.
terketmek, ~ ulanla: mücahit Tubanda ~: siste yolunu
gençler. kaybetmek, cegetde ~: ormanda
6
kaybolmak, acaşıp ketmek: türlüsü lezzetli (a.s.), ~ aş
kaybolup gitmek, acaşıb aylanmak: ayırmaydı: aç insan yemek seçmez
yolunu şaşırıp dolanmak. (a.s.), ~nı ~lığın ~ bilir: açın
Acayıb acayip, ilginç. açlığını aç bilir (a.s.), ~ aşar, açıvlu
Acayıblık acayiplik, ilginçlik. Bu canşar: aç yer, öfkeli konuşur
zatnı ~ın köremise? Bu şeyin (a.s.), ~ börüge mekâm cok: aç
acayipliğini görüyor kurda mekân yok (d), ~ da bol,
musun? tok da bol, namısıŋa bek bol: aç da
Acayıv ümidini kesme, üzgün olma, ol, tok da ol, namusuna sahip ol
yurt hasreti çekme. (a.s.), ~ kelgenni toydur, tok
Acaymak ümidini yitirmek, üzgün kelgenni kondur: aç geleni doyur,
olmak, yurt hasreti çekmek. tok geleni konaklat (as), ~nı közü
Acıramak boşanmak, ayrılmak, aşda: açın gözü aşda (d), ~
kopmak. kalğandan keç kalğan kolay: aç
Acırav boşanma, ayrılma, kopma. kalmaktan geç kalmak hallice
Acir aygır, erkek at. ~ biçmek: (a.s.), ~ karınnı tok bilmez: karnı
aygırı idiş etmek, ~ biçgen: atı idiş açı tok bilmez (a.s.), ~ karnım, tınç
etme, kastrasyon, ~ ülüş: aygır kulağım: aç karnım, rahat kulağım
hissesi, aslan payı, ~ katın: aygır (tuzsuz aşım, kaygusuz başım)
kadın, erkek gibi kadın, ~ it: erkek (a.s.), ~ konaknı hapar bıla
it, ~ge aylanŋan baytal: aygıra sıylama: aç misafiri lafla doyurma
gelen kısrak, çiftleşmeye kızışan (a.s.), ~ otunçunu açıvu
kısrak, ~ kibik: aygır gibi, ~ça: burnunda: aç oduncunun öfkesi
aygırca, aygır gibi. burnunda (d),
Acirlik aygırlık. Açakku (mevhum bir şahıs ismi).
Acivaz (bot.) yaban sarmısağı. ~nu artık çüyüça: Açakku’nun artık
Aç aç , eşikni ~: kapıyı aç, karnı aç, (fazla) çivisi gibi (deyim/aksi bir
doymamış. Ala ~dan öle turadıla: durumu ifade için kullanılır).
onlar açtan ölmektedirler, ~dan Açala (mevhum bir şahıs ismi). ~
incilmek: açdan incinmek, açdan kızı burmaçaç: Açala kızı ondüle
zarar görmek, ~dan kırılmak: saçlı (bilmece / ocaktan çıkan
açlıkdan ölmek, açlıkdan kırılmak, duman).
~ adam: aç insan, ~ cıl: aç yıl, Açan (ender kullanılır) o zaman, o
kıtlık yılı, ~ mısa?: aç mısın?, ~ an. Kaçan kelse, ~: ne zaman
canlı: aç gözlü, gözü doymayan, ~ gelirse, o zaman.
bolmak: acıkmak, ~ karınŋa: aç Açayıv acıkma.
karnına, ~ karaŋı: aç karnına, ~ Açaymak acıkmak. Sabiyle açayıp
karaŋılay: aç karnına, aç olduğu keldile: çocuklar acıkıp geldiler.
halde (üçü de aynı anlama Açaytıv acıktırma.
kullanılır), ~ kalmak: aç kalmak, ~ Açaytmak acıktırmak.
börü: aç kurt, ~ adamğa aşnı Aç-calanŋaç karnı aç-üstü yalın
kallayı da tatlı: aç adama aşın her (aç-sefil).
7
Açdırıv açtırma. sert mücadele, ~ boyav: keskin
Açdırmak açtırmak. renk, ~ kızıl: açık kırmızı, ~ kızıl
Açha akçe, para. Altın ~: altın akçe, terk oŋar: açık kırmızı çabuk solar
kağıt ~: banknot, ~ hurcun: para (a.s.), şibijini ~sı: biberin acısı, ~
kesesi, ~ bölmek: para bozmak, bolsa da açık söz aşhı: acı olsa da
bölünŋen ~: bozuk para, col ~: yol açık söz yahşi (a.s.), açı kızıl terk
parası, önküç ~: ödünç para, uvak oŋar, bek süygen terk döŋer: açık
~: ufak para, ~ beriv: para verme, kırmızı çabuk solar, çok seven
tıyılğan ~: kesilen para, boluşluk çabuk usanır (a.s.), turu söz ~:
~: yardım parası, ~ avuşduruv: doğru söz acı (gelir) (d.).
para değiştirme, ~ğa boçha Açığan 1. acımış, acılaşan, ekşiyen.
azmıdı?: akçeye bohça (kese) az ~ süt: ekşiyen (kesilmiş) süt, ~ tılı:
mıdır? ekşimiş hamur, ~ bışlak: ekşiyen
Açha-boçha akçe-bohça. Açhası- peynir. 2. acıyan, üzülen, üzüntü.
boçhası igidi: akçesi-bohçası çok. ~ın belgili etmedi: üzüntüsünü belli
Açhaçık akçecik, paracık, azıcık etmedi, canı ~: canı acıyan,
akçe. ölgenŋe ~: ölene üzülen.
Açhalay para olarak, akçe olarak. Açığavuz (açık avuz) ağzı açık,
Açhalı paralı. ~nı kolu oynar, ~sıznı şaşkın.
közü oynar: paralının eli oynar, Açık 1. Açık, vazıh. Eşik ~dı: kapı
züğürtün gözü oynar (a.s.). açık, ~ eşik: açık kapı, ~ aytıv:
Açhalılık paralılık. açık söyleme, ~ cağa: açık yaka, ~
Açha-maçha para-mara. cara: açık yara, ~ köllü: açık kalpli,
Açhasız parasız, züğürt. misafirperver, cömert, ~ köllü
Açhasızlık parasızlık, züğürtlük. konakbay: misafirperver konakbay,
Açhıç anahtar. ~ orun: anahtarlık, ~ çöb atıv: açık kura çekme, ~
anahtar deliği, ~ıŋı birgeŋe al: söz: açık söz, anlaşılır söz, ~
anahtarını yanına al, kiritni ~ı etmek: açıklamak, ~ bolmak: ayan
kaydadı?: kilidin anahtarı nerede? beyan olmak, meydana çıkmak,
Açhıl (malk.) ekşi. ~ suv: maden süymekliğin ~ etmek: ilan-ı aşk
suyu. etmek, sevgisini açıklamak, kimge
Açhıllık ekşilik. da ~ zat: her kime belli olan şey,
Açı acı, ekşi, hüzün, acı, keskin, herkesçe bilinen, ~ köten: götü
şiddetli, sert. ~ şibiji: acı biber, ~ açık, aşırı cömert (mec.), çıplak,
tatıv: acı tat, süt ~dı: süt ekşidi, ~ züğürt, ~ körünmek: belli olmak,
cılamuk: acı gözyaşı, ~ iyis: ekşi açık görünmek, ~ carağa tuz
koku, ~ cel: keskin rüzgar, ~ sebgença: açık yaraya tuz serpmiş
avruv: şiddetli hastalık, ~ cuvab: gibi. 2. Vokal, sesli harf. ~tavuşla:
sert cevap, ~ tilli: keskin dilli, ~ sesli harfler, tar ~: dar sesli, keŋ
kıyınlık: şiddetli felaket, ~ duşman ~: geniş sesli, cumuşak ~:
(tuşman): hiddetli düşman, ~ yumuşak sesli, ~ bölüm: açık hece,
kazavat: şiddetli savaş, ~ küreş:
8
sesli harfle biten hece, katı ~: sert Açılık acılık, şiddetlilik, sertlik.
sesli. Şibijini ~ı: biberin acılığı, kazavatnı
Açıkcürek açık kalpli, iyi kalpli. ~ ~ı: savaşın sertliği.
adam: iyi kalpli adam. Açılıv açılma, görünme.
Açıkdan vazıh olarak, açıkça. Açılıvçu açılıcı, açılan, açılabilen.
Barmazlığın ~ aytdı: gitmeyeceğini Tartılıb ~: çekilerek açılabilen.
açıkça söyledi. Açılmak açılmak, iyileşmek. Eşik
Açıklağan açıklayan, beyan eden. açıldı: kapı açıldı, kirit açılmaydı:
Açıklamak açıklamak, izah etmek, kilit açılmıyor, açılıb turmak: açılıp
ortaya koymak, meydana durmak, keŋine ~: ardına kadar
çıkarmak. kemlikleni ~: kötülükleri açılmak, sonuna kadar açılmak,
ortaya çıkarmak, işni bolumun ~: közü ~: gözü açılmak, gözü
işin durumunu izah etmek, bir zatnı görmeye başlamak, kazavat
~: bir şeyi açıklamak, mağanasın açılğandı: savaş açıldı, avruvdan
~: manasını açıklamak. ~: hastalıktan kurtulmak, Teyri
Açıklanıv açıklanma, izah edilme. eşik açıldı: Tanrı’nın nuru göründü,
Açıklanmak açıklanmak, izah ilahi ışık tecelli etti.
edilmek. Açılmazça açılmayacak şekilde.
Açıklatıv açıklatma, izah ettirme. Terezeni ~ begitmek: pencereyi
Açıklatmak açıklatmak, izah açılmayacak şekilde sıkı kapatmak.
ettirmek. Açıma ekşi, tehammür etmiş. ~
Açıklav açıklama, izah. İşni süt: ekşi süt.
bolumun ~: işin vaziyetini izah, Açımağan acımayan, ekşimeyen,
muratın ~: gayesini açıklama. mayalanmayan. ~ gırcın: mayasız
Açıklavçu açıklayıcı, niteleyici, ekmek, ~ tılı: mayalanmayan
belirleyici. ~ boysunŋan aytım: hamur, ~ boza: tehammür
belirleyici yan cümlecik, belirleyici etmeyen boza.
bağımlı cümle. Açımak 1. acımak, acı duymak,
Açıklık açıklık, berraklık, netlik. İşni üzülmek. Kolum açıydı: elim acıyor,
~ı: işin açıklığı, suratnı ~ı: resmin cüregi ~: kalbi acı duymak,
netliği, künnü ~ı: günün berraklığı, açımay: acımadan, acımaksızın,
söznü ~ı: sözün açıklığı, cürekni açır közüvü bolur edi: üzüleceği
~ı: kalbin açıklığı, candanlık, varmış, acı çekme sırası varmış,
içtenlik. adam açımasın ansı!: insan
Açılğan açılan, açık. ~ eşik: açılan üzülmeye görsün yoksa! Açırıknı
kapı, açık kapı, eki ~ eşik: iki kuvutdan tişi tüşer: acı çekecek
tarafa açılan kapı, mektapnı ~ (olanın) kavut (yerken) dişi düşer
künü: okulun açıldığı gün, ~ (a.s.). 2. Acımak, ekşimek,
kolayaz kuru cabılmaz: açılan el mayalanmak, tehammür etmek.
boş kalmaz, dilenen el boş Süt açığandı: süt ekşimiş, tılı
çevrilmez (a.s.). açığınçı sabır bol: hamur
mayalanana kadar sabret.
9
Açınıv samimi ilgi gösterme. ol, öfkeni tut, ~u burnunu
Açınmak sempati duymak, içten uçundadı: öfkesi burnunun
ilgilenmek, kalpten alaka duymak, ucunda, ~ eter üçün:
samimiyetle ilgi göstermek. sinirlendirmek için, çatlatmak için,
Açıthı maya, hamur mayası. senŋe ~ğa: sana inadına, seni
Açıthıç bk. açıthı. kızdırmak için, ~ğa etgença:
Açıtılıv acıtılma, mayalanmaya kızdırmaya yapmışçasına, inadına
bırakılma. yapmış gibi, ~u sınŋandan sora:
Açıtılmak ekşimeye bırakılmak, öfkesi geçtikten sonra, ~ tiymek:
acıtılmak; yoğrulmak. acı girmek, acı düşmek, cüregine ~
Mayalanmaya bırakılmak. Tılı tiygendi: kalbine acı düştü, ~ söz:
açıtılğandı: hamur mayalanmaya kızdırıcı söz, ~dan carılmak:
bırakıldı (hamur yoğuruldu öfkeden çatlamak, ~u burnuna
anlamına da gelir ki, en çok da bu çabdı: öfkesi burnuna vurdu, ~
anlamda kullanılır). etgen: sinirlendiren, ~ duşman,
Açıtıv acıtma, üzme, ekşitme. akıl tos: öfke düşman, akıl dost
Açıtmak 1. acıtmak, canını yakmak. (a.s.), ~ birni horlar, akıl miŋni
Açıtıb turmak: acıtıp durmak, horlar: öfke biri yener, akıl bini
canını yakıp durmak, açıtırça: yener (a.s.), ~ ne ullu bolsa da
acıtacak şekilde, canını yakacak tavnu buzmaz: öfke ne kadar
kadar, açıtmazça: acıtmayacak büyük olsa da dağı yıkamaz (a.s.).
kadar, ana kolu açıtmaz: ananın eli Açıvçu 1. Acıyıcı. ~ ayağım: acıyıcı
acıtmaz. 2. mayalandırmak, (her zaman acıyan) ayağım. 2.
tahammür ettirmek, ekşitmek. Tılı Açıcı, açmaya yarayan. Kitab ~:
~: hamuru mayalandırmak (daha kitap açıcı.
ziyade hamur yoğurmak anlamına Açıvlançak çabuk sinirlenen, tez
kullanılır), sütnü ~: sütü ekşitmek. öfkelenen.
Açıv 1. Açma. Tükenni ~: dükkanı Açıvlandırırça sinirlendirecek gibi,
açma, col ~: yol açma, köz ~: göz kızdıracak gibi.
açma, gözü açma. 2. Acı, üzüntü, Açıvlandırıv sinirlendirme,
keder, acıma, üzülme. ~ sınamak: kızdırma, öfkelendirme.
acı sınamak, acı çekmek, ~ Açıvlandırmak öfkelendirmek,
körme!: Acı görme, hüzünlenme!, sinirlendirmek, kızdırmak. Bek ~:
~ cılamuk: acı gözyaşı, cüregine ~ çok kızdırmak, atasın
tüşmek: kalbine acı girmek. 3. açıvlandırğandı: babasını
Öfke, sinir, kızgınlık. ~ bolmak: sinirlendirmiş, küçüknü
sinir bozmak, ~ etmek: açıvlandırma!: eniği kızdırma!
sinirlendirmek, canını sıkmak, ~u Açıvlanışıv (birbirine) kızışma,
üsünde: öfkesi üstünde, ~una öfkelenişme.
ketmek: canı sıkılmak, ~un almak: Açıvlanıv öfkelenme, kızma,
öfkesini gidermek, kızgınlığını sinirlenme.
çıkarmak, ~uŋu tıy: asabına hakim Açıvlanıvçu bk. açıvlanıvuk.
10
Description:evin arkasında, çıŋ ~: en arkasında. Artındağı ardındaki, gerisindeki, arkasındaki. Artından ardından çanak, kancal ~: çinko çanak, çın. ~: porselen çanak, bitir ~: iri çanak, boza ~: boza çanağı, alğış ketiv: haber vermeden gitme. Bildirmek bildirmek, öğretmek, haber v