Table Of ContentOFSAYT AMA GOL
OFSAYT
AMA
GOL!
VASIF KORTUN ERDEN KOSOVA
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-A001
İÇİNDEKİLER
3
ÖNSÖZ
6
GİRİŞ
21
MEKÂN
46
TOPLUMSAL CİNSİYET
65
SİYASET
94
GÖÇ
111
AÇILIMLAR
124
EPİLOG
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-002
— bölüm 1 —
ÖNSÖZ
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-003
OFSAYT AMA GOL!
On sene uzun bir süre; çok şey değişiyor. Ne şu alışılmış, hakkında yoğun bir şekilde söz söylen-
an okumakta olduğunuz metnin yazarları 10 miş, artık Türkiye toplumunun temel çelişkileri
sene önceki yerdeler, ne de üzerine söz aldıkları olarak toplumsal dolayım ve imgelem içerisinde
kültürel ifade sahası aynı enerji ve yapıya sahip. yer etmiş temalardan bahsediliyor gibi gözüke-
Bu kitaptaki söyleşilerin yazıldığı dönemde, bilir. Ne var ki, söyleşiler boyunca tarafımızdan
Türkiye’de oldukça mütevazı bir yapı içerisinde birbirine dikişlenen sanatsal üretimler, biçim ve
evrilmekte olan güncel sanat alanının hızlı bir sunum bağlamındaki arayışların yanı sıra içerik
dönüşüme girdiği ve bir şeylerin geri dönüşsüz açısından da eleştirel bir ton geliştirmeye çalış-
bir biçimde değiştiğine dair gözlem ve sezgiler maktaydı. Radikal siyaset alanındaki tartışma-
metinlerde de dile getirilmekte. Farklılaşma, ların diğer kültürel ifade alanlarına henüz tam
genişleme ve çeşitlenme gibi sözcüklerle kimi anlamıyla yansımadığı ve ana akım medyada
zaman iyimserlik, kimi zaman da endişeyle sınırlı bir şekilde yer bulabildiği bir ortamda mi-
tariflemiş olduğumuz bu değişim aşamasının litarizm, resmî ideolojinin dışlayıcı uygulamala-
bugüne neler bıraktığı pekâlâ tartışmaya açık. rı, polis şiddeti, etnik ve dinsel ayrımcılık, insan
Yaşanmış olan kurumsallaşma süreci, bu ku- hakları ihlalleri ve kadınlar üzerindeki ataerkil
rumsallaşmanın karakteri ile içerik ve biçimsel baskılar gibi konular cesurca işlenmekteydi. Bu
tercihler bağlamında sanat üretimleri üzerin- eleştirelliğin zaafları, zamana ve sunum koşul-
deki etkisi, kapital ile girilen ilişki ve bu ilişkiye larına yayılıp yayılamadığı bugün eleştirel bir
dair eleştirel bir konum geliştirmede yaşanan gözle ayrıca değerlendirilmeli tabii ki. Yine de,
zaaflar haklı olarak yoğun bir tepki gördü ve gör- 2004 yılında kaleme aldığımız bu söyleşilerin,
mekte. Bunun yanında, genç okuyucu ile güncel belirli bir dönemde yaşanmış olan sinerji ve
sanat alanıyla henüz ilgilenmeye başlayan izle- yoğunlaşmaya dair fikir verebileceğini; sanat
yiciye şunu hatırlatmak gerek: belki bugün çok alanındaki gelişimlere dair eleştirel bir tarihsel-
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-004
OFSAYT AMA GOL!
leştirmeye girişecek araştırmacılar ile güncel sa-
natın gelişim sürecindeki kopuşlar ve süreklilikleri
daha yakından anlamak isteyen sanat izleyicisinin
ilgisini çekeceğini düşünmekteyiz.
Ofsayt Ama Gol!’ü, Jahresring dizisinin
yayıncısı Brigitte Oetker’in, Türkiye’de yakın
dönemde güncel sanat konulu bir kitap hazır-
lama daveti üzerine karşılıklı yazışmalarla ger-
çekleştirdik. 2004’te, dizinin 51. kitabı olarak,
Köln’deki Verlag der Buchhandlung Walther
König’ten Szene Türkei: Abseits, Aber Tor! adıyla
çıktı. Brigitte Oetker’e müteşekkiriz. Almanca
kitabın tasarımını yapan Esen Karol’a ve aceleyle
yazılmış Türkçe metni daha okunur hâle getiren
redaksiyonu için Başak Çaka’ya teşekkür ederiz.
Basılı versiyonda bulunmamakla birlikte, çalış-
mayı daha iyi konumlandıracağı düşüncesiyle
2005 Venedik Bienali Romanya Pavyonu için ha-
zırlanan kitapçıkta yer alan bir söyleşiyi de bu
kitaba ekledik.
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-005
— bölüm 1 —
GİRİŞ
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-006
OFSAYT AMA GOL!
ERDEN KOSOVA: Vasıf; Türkiye’de güncel sanat Jahresring tarafından önerilen bu kitap pro-
pratiğinin, kavramsallaşmaya yönelen görsel jesiyle yakalayabildik. İyimserliğini koruyor
kültür üretimlerinin son 10 yıldaki gelişimine musun? Yoksa, bir dönemi kapayıp başka bir
yakından tanık olduk. Bu yönde daha önceki düzleme geçmenin durgunluğunu mu yaşama-
dönemlerde gösterilen uğraşları, yalıtılmışlığa ya başladık bugünlerde?
rağmen sürdürülmüş olan kararlılığı ve cesareti
miras alan; 1990’lı yılların sonlarına doğru ya- VASIF KORTUN: Erden; “İstanbul Mucizesi”, de-
ratıcı ve tok sesli bir sözce alanı kurabilmiş bir diğin gibi bir ironiyi barındırıyordu. 1990’larda
sanatçı topluluğuyla çalıştık. Gücünü ve üret- “Arnavut Mucizesi”, “Kuzey Mucizesi”, “Beyrut
kenliğini bir şekilde yoksunluk koşullarından Mucizesi” gibi çekim noktaları oluştu. Bunların
ve organik bir kolektif çalışma deneyiminden bir kısmı geçici oldu. Bir kısmı da, daha sonraki
alan bu alan, hızlı biçimde tanınırlık kazandı dönemlerde normalleşme sürecine girdi. Önce-
ve yerelliği içerisinde biçimlenen çalışmalarını likle, genel durumu ifade etmeye çalışalım: açık
küresel sanat dolaşımına dâhil etmeyi başar- baskı rejimleri sonrası durum, neoliberal ekono-
dı. Aynı sürece koşut olarak, İstanbul kenti de mi, 90’ların iyimser apolitikliği, katılımcı sanat
kendini bir çekim alanı olarak yeniden kurmayı, projeleri, yerel söylemlerin karşısına ulus-aşırı
bir sanat ortamı olarak yapısallaşmayı başar- şebeke söylemlerinin çıkması… Bunlar gibi bir-
dı bir ölçüde. Yakın döneme kadar gözlerimizi çok neden, mucizeleri, sıradan ve sırayla keşfe-
kamaştıran bu kazanımlara bir kitap aracılığıyla dilip ardından baştan savılan olgular hâline ge-
söylemsel bir katkıda bulunmayı tasarladığımız tirdi. Tarihte olduğunun aksine koşullar farklılık
o iyimser günlerde, bir nebze ironiyi de içerir gösterse de, “kâşif” [Avrupalı] ile “keşfedilen”
biçimde “İstanbul Mucizesi” adını önermiştin. [ötekiler] arasında beliren entelektüel ve felsefi
Retrospektif bir bakış olanağını, ancak şimdi bir dil paylaşımı var.
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-007
OFSAYT AMA GOL!
İstanbul’un gösterdiği değişim zamana ya- ise, kimi sosyo-ekonomik değişimler ve büyük
yıldı. İstanbul Bienali1 1987’den bugüne kesinti- siyasal kayışlar sayesinde, eskilerden gelen erkin
siz sürüyor. Sanatçılar ve güncel sanat ortamı, hatırlanması ve yeniden üretilmesi olarak değer-
benzer konumdaki kentlerdeki mucizelerin aksi- lendirmek mümkün. Açık baskı rejimlerinden neo-
ne üzerinde bir talep olsa da, kurumsal koşulların liberalizmin siyasal atmosferine geçiş ya da bu
verimsizliğine karşın kendini ihraç ve reklam ikisinin ortak yaşamından bahsettin. Bu zemin
etme zorunluluğunda hissetmedi; aşağılanmadı. üzerinde, İstanbul’u benzer konumdaki kent/coğ-
İstanbul’un önemini yeni yeni kavramaya başlı- rafyalarla birlikte ve kendi özgüllüğü içerisinde
yoruz. Kentin 90’ların sonunda ivme kazanan nasıl inceleyebiliriz? Mucize arayışını tetikleyen
dönüşümü ve sanat ortamı belirgin bir sinerji içe- dinamikler nelerdir? Son 10 yılda öne çıkan bie-
risinde; Berlin gibi yabancı illerden Anadolu’nun nallere ilişkin saptamaların geliyor aklıma.
doğusundaki illere uzanan devasa bir bölge İstan-
bul’un çekim alanında. Tüm bunların, göz kamaş- V.K.: İstanbul’un 1900 yılındaki nüfusu, 1925’teki
tıran kazanımların örtülü hikâyelerini detaylan- nüfusunun neredeyse iki katıydı. Koca bir ticaret
dırarak tartışalım. merkezinin, bu cüsseli emperyal kentin bu denli
ciddi bir nüfus kaybına uğramasının yarattığı tah-
E.K.: İstanbul’un bin küsur yıllık emperyal belle- ribat büyüktü. Osmanlı’nın son döneminde mo-
ğinin, birçok konuda kentin etrafındaki coğraf- dern sanatı yerleştirip yaygınlaştıranlar, izleyen-
yalar üzerinde bir çekim enerjisi yarattığı doğru. ler, üzerine yazanlar 1909’da, II. Abdülhamit’in
Ama tarihsel merkeziyetin güncellenişinden de iktidardan indirilmesi ve II.Meşrutiyet’ten itibaren
bahsedebiliriz sanırım. Orhan Pamuk’un, İstan- izlenen Türkleş(tir)me politikalarıyla devre dışı
bul: Hatıralar ve Şehir2 kitabında gayet başarılı kaldılar. Örneğin, Sanayi-i Nefise’nin neredeyse
şekilde tarif ettiği gibi; emperyal gücün kaybının tüm öğretmen kadrosu, bir anda “istenmeyen
yarattığı bir kompleksle, içe kapanmayla, melan- adam” ilan edildi. Zamanın ticaret, alışveriş ve
koliyle, yoksunlukla yüklü bir atmosferin yakın siyaset merkezi Beyoğlu’ndaki sanat ortamı sona
bir geçmişe kadar mutlak bir biçimde hâkim erdi. Cumhuriyetin kurulmasının ardından, artık
olduğunu söyleyebiliriz. Son 20 yılda yaşananları ne sanat ve edebiyat ortamının çok zengin olduğu
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-008
OFSAYT AMA GOL!
bir Batı-Ermeni rönesansından, ne de çağ başın-
daki şatafatlı salon sergilerinden söz edilebilir-
di. Bir anlamda İstanbul, çevresindeki mazbut
kentlere benzedi. Ermeni, Rum, Levanten azın-
lıklarının İstanbul’u terkedişiyle kentin okur-
yazar nüfusunu yitirmesi, salt sayısal bir yitim-
den çok ötesine işaret etti. 30’larda, kozmopolit
İstanbul’un Ankara’ya karşı cezaya durmasının
yanı sıra, uluslararası boyuttaki ekonomik çö-
küntüyle kentten köye “merkezden kaçış” olgusu
birbirine katlandı. O ortamda sanatçılar, devletin
ideolojik aygıtlarından biri olmak, araçsallaşmak
durumundaydılar.3 İkinci savaş sırasında, kent
iyiden iyiye boşalmıştı. Dolayısıyla, İstanbul’un
tarihsel konumuna özen göstermesinin olgunlaş-
ması 40’ların sonundaki iç göç ile başlasa da, -ki
burada Ayşe Erkmen’in Emre & Dario (1998) vide-
osunda4 olduğu kadar Vahit Tuna’nın Başkan’ın
Arabası’nda (1998) döneme yapılan göndermeler
de dikkate alınabilir- kentin tüm gücüyle endüs-
tri sonrası döneme girdiği 80’lere bağlanabilir.
Erkmen’in videosunda işlenen şarkı, 50’lerde
Amerikan şirketlerinin uluslararası açılımlarına,
Rio de Janeiro vb. kent şarkılarına, turistik ulus-
lararası üslupla yapılmış Hilton otelleri kuşağına,
bu otellerin barlarında modası geçmiş şarkıcı-
ların söylediği baladlara gönderme yapıyordu.
Ayşe Erkmen, Emre & Dario, 1998
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-009
OFSAYT AMA GOL!
Vahit Tuna, Başkan’ın Arabası, 1998
SALT012-OFSAYT AMA GOL!-010
Description:Gilles Deleuze'ün öğrencisi olmuş Ali Akay'ın .. AMA GOL!-0032. Halil Altındere, My Mother Likes Pop Art, Because Pop Art is Colorful, 1998